Matbaa İşçileri Kendi Dünyalarını da Renklendirebilecek mi?*

09.02.2026 22:28
Matbaa İşçileri Kendi Dünyalarını da Renklendirebilecek mi?*

İsa Uğur ERDOĞAN

ANALİZ- Topkapı'da bulunan, üzerinde 'Türkiye'nin en büyük matbaası' yazılı 2. Matbaacılar Sitesi'nin hemen yanı başında bir mezarlık bulunur. Birisiyle oradan geçtiğinizde ölen matbaacıların buraya gömüldüğünü söyleseniz gerçek hayatla bağlantısız bir şaka olmaz. Çünkü makineler çalıştığında da mesai bittiğinde de sınıfın bu kesimi adeta ölüm sessizliğindedir.

Onlarla ilgili en son ne duyduğunuzu hatırlamaya çalışsanız zorlanırsınız. Ekonominin kötü seyrettiği, olumsuz bir gelişmenin yaşandığı zamanlarda ise şu haber başlıklarıyla karşılaşmanız olası; 'Kitap fiyatları arttı, okuyucu artık kitap alamaz hale geldi. Matbaacılara sorduk,'kağıt maliyetinin arttığını söylediler...' 'Peki sizde durumlar nasıl sorusunun' ise sohbet sırasında sorulduğunu varsayabiliriz.

Yazının baş tarafında matbaacıların bildiği, genel okuyucunun vakıf olmadığı teknik bir bilgiyi vermek gerekli. Matbaacılık sadece basım faaliyetini değil  baskı öncesi, baskı ve baskı sonrası olarak kısımlara ayrılan çok yönlü bir meslektir. Bilinen kısmında ise Avrupa'da modern matbaa makinesinin icadı, kıtada ve sonrasında Osmanlı'da, ardından Türkiye'de okur yazarlığın da artmasıyla bilgiyi geniş kesimlere aktarılmasını sağlayan bir mesleğin adı olmuştur. Gazetecilerin büyük kısmının aynı zamanda matbaacı olması tesadüf değildir. Aydınlanmayı, bu yazıyı okumanızı ve bu gazetenin okunabilme olanağını hazırlayan matbaacılıktır.

Ancak mesleğin tanımı ve kullanım alanları ekonomik faaliyetler çeşitlendikçe; hediye kutuları, giysi etiketleri, birçok ambalaj ürününün yapımı ve baskısı, hatta ayakkabıların sadece belirli bölgelerine ton verilmesinden tutalım da dosya ve klasörlere, bardak, kalem gibi promosyon ürünlerini özelleştirmeye, hazır gıda tüketim ürünlerinin sunumuna kadar neredeyse hayatın görerek anlamlandırılabileceği her alan aynı zamanda mesleğin de izlerini taşır hale gelmiştir. Başta bahsedilen sessizliğin bir yönü de budur. Üretim çeşitlendikçe matbaa işçisinin bilgiye olan mesafesi de açılmıştır. Üretim, işçinin de faydalanabileceği ürünlerden; giyemeyeceği giysilerin etiketlerine, gidemeyeceği etkinliklerin davetiyelerine, takamayacağı pahalı saatlerin kutularına ve her dakika dünyayı kirleten tek kullanımlık ürünlere kaymıştır.

Çalışma Bakanlığı'nın işkolu istatistiklerine göre basın yayın matbaacılık işkolunda ortalama olarak 90 ila 100 bin arasında işçi çalışmakta. İşkolunda gazeteci, yayınevi çalışanı gibi farklı meslek gruplarının da bulunması matbaa işçilerinin sayısını ifade etmekte zorluk çıkarsa da büyük çoğunluğun matbaacı olduğunu söyleyebiliriz. İş yerleri ise büyük ölçekli az sayıda fabrika ve ortalama 1-30 arası kişiden oluşan atölyelerden oluşur. Bu haliyle de diğer işkolları ve üretim hacmine göre meslek az sayıda profesyonel tarafından icra edilmekte fakat ücret ve çalışma koşulları bu avantaja göre diğer işkollarından hayli geridedir. Yurt dışı bağlantılı ortaklık veya doğrudan yabancı yatırım yoluyla faaliyet gösteren fabrikalarda ise bazı yan hakların dışında ortalama ücret asgari ile en çok 60 bin TL arasında değişir. Üretimin büyümesi ve bant sistemine geçilmesinin ücretin büyümesi ile herhangi bir ilişkisi yoktur.

'GENE BAŞLADINIZ MI, İŞ YOK ZAM YAPAMAM OLAYLARINA?'

Gelgelelim aynı iş kolunda olmakla birlikte 1-10 kişinin iş yerleri ağırlıklı olarak aile ve hemşehri ilişkilerinin hakim olduğu, iş yeri sahibinin aynı zamanda meslek icracısı olduğu bir yapıya sahiptir. Yaşça en küçükler hariç herkesin 'abi-abla' olduğu bu yerlerde pek tabi ki hak talebi veya bu temelde örgütlenmek zordur ve emeği iş yerindeki herkes için düşünmek gerekir. Daha fazla kişinin çalıştığı yerlerde ise bir önceki anlatılan iş yerlerindeki kültür devam ettirilmek istenir veyahut büyük fabrikalardaki düzene özenilir.

Günlük yaşamı idame ettirme çabasının dışında işçide hakim olan ileride kendi atölyesini açmak, deneyimini pekiştirip var olan ücret tarifesinden daha fazla olanına ulaşmak veya mesleği tamamen bırakmaktır. Bu yazı yazılırken, bu türdeki işyeri çalışanlarına hitap eden bir sosyal medya hesabında isimsiz şekilde paylaşılan; " Gene başladınız mı zam ayı gelince işleri durdurup, usta iş yok fazla zam yapamam olaylarına" paylaşımı ve altına yapılan deneyim yorumları matbaa işçilerinin umutsuzluğunu yansıtır.

AZ İSTİHDAMLI SEKTÖRDE SENDİKAL DURUM

Matbaalarda sendikal örgütlülük Türkiye genelini yansıtan şekilde yüzde 13 civarındadır. İş kolunda bulunan altı sendikadan Basın Pol-Sen ve TGS baştan beri hitap ettiği meslek grubuna ilişkin faaliyet yürütürken, Basın İş, DİSK Basın-İş ve Medya İş matbaa işçilerine hitap eder. Medya-İş'in siyasi iktidarla olan yakınlığı devlet kurumlarına ağırlık vermesini getirirken büyük ölçekli fabrikalarda da yer yer örgütlenir, Basın İş ise doğrudan matbaa işçilerini örgütler. DİSK Basın-İş ise işkolundaki tüm meslek gruplarına hitap etmeye çalışır.

Ancak hem geleneksel hem de sarı sendikacılık anlayışı hem iş yeri hem de işkolunda az sayıda işçinin olduğu yerlerde örgütlenmeyi kendisine hedef seçmez. Başka iş kollarındaki 'verim' buralarda alınamaz. Zaten Basın İş ve Medya İş'in üyelerinin bulunduğu yerler de fabrika düzeyindeki iş yerleridir. Buralardaki varlık biçiminin de ayrıca düşünmeye ihtiyaç vardır.

Hem küçük iş hem de büyük işyerlerinde varlık gösterebilecek niteliğe en uygun sendika DİSK Basın İş'in ise konuya dair kafa karışıklığı olduğu söylenebilir. Sendika iş kolunda yapılan değişiklikle birlikte başta gazeteciler olmak üzere birleştirilen meslek gruplarının bütününe hitap etmeyi tercih etmiş, ancak gazeteciler kısmı bugüne kadar görünür olmuştur. Matbaacılara yönelik belirli çalışmalar yapılmış olsa da devamlılığı olan çalışmaların varlığından söz edilemez. Sendikanın iş kolu barajının altında olduğu yıllarda yetki alma sorunu olsa da büyük ölçekli fabrikalardan gerek DİSK'ten gelen güvenle, gerekse de mevcut sendikaya olan hayal kırıklığı veya pazarlık gücünü gösterme niyetiyle matbaa işçilerinden örgütlenme talebi olmuştur. Tarihini Osmanlıya dayandıran ve kuruluşunu matbaa işçileri üzerine gerçekleştiren ve küçük-büyük işyerlerinde zamanında örgütlü olan bir sendikanın şimdiki durumu bu açıdan ayrıca tartışmalıdır.

Matbaa işçilerinin çalışma yaşamı ve haklarına ilişkin geleceğin ne olacağını, kendi dinamikleri ve öz örgütlülüklerinin düzeyi belirleyecek. Bugün için buna dair net bir tablo çizmek zor. Ancak sinema dünyasında başrolü bir matbaa işçisine veren ender örneklerden biri olan, Safa Önal’ın 1973 yapımı Umut Dünyası filmi, anlatılanlar ışığında yeniden izlenmeli. Belki de soruyu baştan sormak gerekir: Matbaa işçisi kendi dünyasını da renklendirebilir mi?

*Bu yazı İşçilerin Sesi gazetesinin 11 sayısında yayımlanmıştır.

Son güncelleme: 27.02.2026 11:23